Decrease Font Size Increase Font Size

“Büğü” ve “Bitig”

Orta Asya Türk kültüründe büyü ve tılsım anlayışları yukarda açıkladığımız genel şema içinde değerlendirilebilir. Türklerin ilk inanışlarında büyü ve dinsel inançların içiçe olduğu, büyünün dinsel inanışlar içinde biçimlendiği ya da tam tersi görülüyor. Altay efsanelerinde "yeriding pütkeni", yani Can Göknil'in muskalardan önceki çalışma konusu olan yerin yaradılışı "iyi" Tanrı ile "kötü" Erlik Han etrafında biçimlenir (6). Efsane geliştikçe başlangıçta sadece ikisinin bulunduğu su evreni Tanrı'nın ve Erlik Han'ın yarattığı varlıklarla, yer, gök , ay ve güneşle dolar, sonunda insan da ortaya çıkar. Efsanede Erlik Han'ın "çekici örse vurarak" ilk yarattığı varlıklar kurbağa, yılan, ayı ve domuz gibi hayvanlardır. Daha sonra doğaüstü varlıklar olan "fena ruh" Albıs ile Şulmus'u yaratır. Efsanemn sonunda Tanrı yardımcılarını göndererek insanlara yeryüzünde yaşamaları için hünerler öğretir, sonra insanları kendi hallerine bırakır ve gökyüzüne çekilir. Tanrı gökyüzünde oğulları, kızları ve melekleri ile yeni bir dünya kurar. Böylece gökyüzünde Tanrı'nın, yeraltında kötü ruhların dünyası oluşur.

Bu kurgulamada insanın yaşadığı maddi ve gerçek dünya, düşsel iyi ve kötü dünyaların arasındaki köprü gibidir. Tanrı'nın ve Erlik Han'ın yaratıkları bu dünyada yer alabilir. Tanrı ve kötü ruhlar insanı ve dünyasını izleyebilecek, etkileyebilecek güçlere sahiptir. İnsanların Erlik Han'dan ve kötü ruhlardan korunabilmek için gökyüzüne çekilmiş Tanrı ile ilişki kurması, onun yardımını almaları gereklidir. Böylece bu ilişkiyi kurabilme yeteneğine sahip olan özel kişiler, şamanlar ortaya çıkar. şamanların en önemli özelliği ruhlarının bir süre için bedenlerini terk edebilmesidir. Şamanın özgür kalan ruhu gerek Tanrı'nın gerekse ruhların dünyasında dolaşabilir. Böylece düşsel ve gerçek dünyalar şamanlar aracılığıyla ilişkilendirilir.

Efsane bu kurgu etrafında giderek yeni yaratıklarla zenginleşir. Örneğin, "Yayık" insanlarla Tanrı arasında aracılık yapar. Şamanın ruhuyla ilişki kurarak onların dileklerini Tanrı'ya iletir. İnsanları korur. "Gökten haberler alan" Yayık, "kandan, ay ve güneşten bir parça, sırması kızıl bulut, dizgini ebemkuşağı, kamçısı boz alev"li bir yaratık olarak tasarlanmıştır. Şaman insanlara kötülük yapan kötü bir ruhu kovmak için yer altına indiğinde, yeryüzünde yaşayan, "at gözlerine benzeyen gözleri" ile otuz günlük mesafeyi görebilen iyi ruh "Suyla" şamanı ve insanları kötü ruhlardan korur. "Utkuçı" adlı iyi ruh da Tanrı'nın elçisidır. Tann'nın isteklerini şamana iletir. Bunlardan başka Tanrı'nın gökyüzünde yaşayan oğullarının da insanları koruyucu görevleri vardır. Her kabile Tanrı'nın bir oğlunu koruyucusu olarak seçer.Tanrı dünyasının dişi varlıkları Tanrı'nın kızları ile iyi dişi ruhlardan oluşur. Tanrı'nın "Ak Kızları" şamanlara ayin sırasında esin verirler. İyi dişi ruhlardan "Umay" çocukları ve hayvan yavrularını korur. "Ayısıt" bereket ve bolluk sağlar.

İnsan, Tanrı ve kötü ruhlardan oluşan bu üç dünyada, her ne kadar Tanrı ve kötü ruhlar olayları belirlemek ve etkilemek açısından insan karşısında üstün güçlere sahip olsa ve efsanelerde bu üstünlükler hep vurgulansa da, insan için şaman daha önemli bir konumdadır. Çünkü kötü ruhlara karşı Tanrı ve iyi ruhların yardımını almak sonuçta onlarla ilişki kurduğu varsayılan şamanın yeteneğine, deneyimine ve olgunluğuna bağlıdır. Şamanın Tanrı ve kötü ruhlar karşısındaki özerk konumu inanç sisteminin sürekliliğinin güvencesidir. Böylece şamanın görevlerini yerine getirirken uğrayabileceği başarısızlıkların nedeni inanılan sistemde değil şamanın kötülüğün gücü karşısında kişisel yeteneklerinin yetersiz kalmasında aranabilir. Sorunun beceriksiz şamanın kovularak yerine daha güçlü bir şamanın getirilmesiyle çözüldüğünü tahmin etmek zor değil.

Şamanların bütün toplumu ilgilendlren ve belli zamanlarda yaptıkları ayinlerin yanı sıra gerektiğinde özel ayinler düzenledikleri biliniyor. Toplumu ilgilendiren ayinler ilkbahar, yaz ya da sonbaharda yapılırdı. Şamanların, aynı zamanda, hastaları iyileştirmek, fal açarak geleceği öğrenmek gibi görevleri de vardı. Yani hem topluluğun bütününe hem de topluluğun üyelerine karşı sorumluluk taşıyorlardı. Şamanlar toplumda saygın bir konumdaydılar. Toplum onları koruyucu olarak kabul ederek memnun etmeye, "alkış"larını (dua) almaya çalışır, maddi ihtiyaçlarını karşılardı.

Toplumun korunmasında şamanların varlığına karşın bununla yetinilmediği, başka güvencelerin arandığı da görülüyor. Şaman insanın günlük yaşamdaki çeşitli faaliyetleri sırasında her zaman yanında değildi. Bu nedenle şamanın varlığı insanlar ıçin tam bir güvence oluşturmuyordu. Örneğin bir kişi ıssız bir yerde kötü ruhların saldırısına uğrayabilirdi. Bu nedenle Tanrıyı ve koruyucu varlıkları anımsatan ya da onların gücünü taşıdığına inanılan "ongun", "bitig" gibi koruyucu nesneler ortaya çıktı ya da böyle nesneler insanların yaşamında Tanrı'dan da önce vardı, daha sonra Tanrı'ya mal edilmişti.

Türkler arasında en yaygın ongunun tanrıların ve koruyucu yakınlarının keçeden, bezden ya da kayın ağacından yapılmış, ilkel oyuncak bebeklere benzeyen "tasvirleri" olduğu, bunların deri torba içinde saklandığı ya da direklere asıldığı biliniyor. Aynı şekilde ölmüş ataların ruhlarının da koruyucu olduğuna inanılır ve özellikle evlerde saklanan ongunları yapılırdı. Hayvan adlan taşıyan ongunlar, bu inancın çok daha eskilere, insanların bütün doğanın canlı ve her canlının bir ruhu olduğuna inandığı dönemlere kadar gittiğini gösteriyor.

Türk toplulukları içinde muska olarak kullanıldığı belirtilen bitig de şamanlar tarafından hazırlanıyordu. Nasıl hazırlandığı ve nasıl kullanıldığı pek bilinmese de bu muskaların, yazı pek yaygın olmadığı için, büyük olasılıkla deri vb. üzerine çizilmiş bazı figür ve gizli işaretlerden oluştuğu söylenebilir. Nitekim, daha sonra sözünü edeceğimiz 15. yüzyılda Anadolu'da yazılan Davetname kitabındaki açıklamalar ve çizilen resimler bu doğrultudaki varsayımları güçlendiriyor.

Özetle eski Türk inanışlarında insanla büyü arasındaki ilişkiler içtendir, düş gücüyle ve yaşamla beslenir, düşgücünü ve yaşamı besler. Can Göknil'in belirttiği gibi, "inançlar doğal biçimde sanata dönüşür" ya da sanatı yaratır. Yaşamdan alınan esinlerle yaratılan düşsel yaratıkları bir mağara duvarına ya da bir deri parçasına, bir taşın üzerine resimleyen bir şaman aynı zamanda ilk ressamdır. Ruhu tanrılann dünyasından ya da yeraltının karanlıklarından dönen, kendine geldikten sonra çevresindekilere gördüklerini anlatan bir şaman, her ne kadar yazı bilmese de ilk öykücüdür. Ayin sırasında bir duayı, irticalen ve uyaklı söyleyebilen bir şaman henüz şiirden habersiz olsa da kuşkusuz ilk şairdir. Elindeki defi çalarak, ilahiler söyleyerek kötü ruhları kovalayan bir şaman, henüz ritm, melodi bilmese de ilk şarkıcı ve ilk dansçıdır. Elinde tuttuğu kayın ağacını basit yöntemlerle işleyerek bir ongun biçimine sokan bir şaman bir heykel yaptığının bilincinde olmasa da ilk heykeltraştır. İnançlar doğal bir biçimde sanata dönüşmektedir ya da yaşam sanatı yaratmakta ve beslemektedir.

İlgili Konular

Hakkımızda

VEFK

CİNLER

  • Cinleri Tanıtan Dört Özellik
  • "CİNLER"’in çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik edenlerin asla gözünden kaçmaz.
    1. CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.
    2. CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
    3. CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.
    4. CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.
    Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşahede edebiliriz.
    Devamı'nı okumak için tıklayın