Decrease Font Size Increase Font Size

İslamiyet ve Büyü

İslam Ansiklopedisi'ne göre İslamiyet doğaüstü güçlerin ve ruhların varlığını, büyü yoluyla bu varlıklarla ilişki kurulabileceğini kabul ediyor, ancak dini büyüden kesin olarak ayırıyordu (7). Müslümanlık, Arabistan'ın dışına yayılınca, çok değişik toplumların şamanist inançlarıyla karşılaşmış, bu inançları kendi topraklarına taşırken, İslamiyeti kabul eden toplumlarda ise eski şamanist inançlar yeni dinleriyle karışmıştı.

Bu oluşum içinde dinle büyüyü birbirinden ayırmak amacıyla uzun tartışmalar yapıldığı görülüyor. İslamiyette peygambere doğrudan mal edilen bir mucize olmamasına karşın, Musevilikte ve Hıristiyanlıkta peygamberlere ilişkin çok sayıda mucizeden söz ediliyordu. İslamiyet bu peygamberleri benimsediği için, Müslümanlar arasında büyüye ilişkin ilk sorun, bu peygamberlere, özellikle büyünün atası gibi gösterilen Hazreti Süleyman'a ilişkin olarak anlatılan mucizelerle büyü arasındaki farkı açıklamak gereği ortaya çıkıyordu. Açıklamalarda Hazreti Süleyman'a karşı şeytanla işbirliği yapan kötü insanların büyülerinden söz ediliyor. Bunları yapanların "kafir" olduğu, Süleyman'ın ise hiç bir zaman "kafir" olmadığı söyleniyor. Bu açıklama, ilk bakışta büyüyü tümden yasaklıyormuş gibi görünse de, Süleyman'ın da sırasında büyüye başvurduğunu kabul ettiği için, en azından kötü büyüye karşı iyi büyü yapılması için açık kapı bırakır gibidir. Büyünün halkın içinde İslami kurallara uydurularak varlığını sürdürmesi tartışmaların sürmesine neden olmuş, sonuçta çok farklı görüşler ortaya çıkmıştı. Çok genel bir yaklaşımla İslamiyet'in büyü karşısındaki tutumu başlıca üç başlık altında toplanabilir.

Birinci yoruma göre büyü "küfürle bir"di (8). Büyüyü bir gerçek olarak kabul eden ancak tümüyle ve ayrım yapmadan yasaklayan bu anlayışa göre, "hesap vermeden ve azap görmeden cennete gidecek olan 70 bin Müslüman arasında efsun kullanmamış ve kuşların uçuşuna göre fal bakmamış olanlar" bulunacaktı. Büyü yapan kadar yaptıran da suçluydu. İkinci yorum Gazali ve İbni Haldun çevresinde gelişen, büyüyü bir anlamda meşrulaştıran yaklaşımdı. 12. yüzyılda yaşayan Gazali için "esrarlarla" (sırlarla) dolu dünyada ruhlar ve cinler alemi gibi büyü de bir gerçekti; bazı "cevherlerin" ve bazı "nücumi" şartlara uygun olarak düzenlenmiş sayıların özelliklerinden kaynaklanan bir "ilim"di. Buna göre, bu büyülü sayıların ve cevherlerin yardımıyla büyülenmek istenen "şeklini alan" büyülü bir biçim ("haykal") yapılır, büyüye uygun "nücumi" durum beklenir, kötü sözler söylenir ve şeytanın yardımı sağlanırdı. Gazali kötü amaçlarla ve şeytanla işbirliği sağlanarak yapılan bu büyüyü reddediyordu. Ancak büyünün iyi amaçlar için kullanıimasını da doğru bulmuyordu. Kötü büyüye karşı korunmak Tanrı'ya güvenmek ve yakarmakla mümkündü. Öte yandan insanların peygamberlerin işleri ile şeytanın büyülerini birbirinden ayırmak için, uygulamasalar da büyüyü bilmeleri gerekiyordu. Bu nedenle de büyü konusunda bilgi sahibi olmuştu.

Gazali'den iki yüz yıl sonra İbni Haldun da "Mukaddime"sine (9) doğaüstü güçlerin varlığını, dolayısıyla büyüyü bir gerçek olarak kabul ediyordu. İbni Haldun büyüyü başlıca üçe ayırıyordu: Hiç bir araç ve aracı kullanmadan Tanrının yardımıyla yapılan "büyü" ya da "keramet"; yıldızlar, araçlar ve aracılar kullanarak yapılan "tılsım"; hayal gücü ile hayali gerçek gibi gösteren "gözbağcılık". İbni Haldun bunların içinde sadece Tanrı'nın yardımını kabul ediyor, üzerine kutsal sözcükler yazılmış olsa da tılsımı ve gözbağcılığı kabul etmiyordu.

Üçüncü yorum ise 11. yüzyılda yaşamış İbni İshak'ın "al-Fihrist" kitabında açıkladığı "şeriata uygun olan ve olmayan büyü" kavramları etrafında geliştirilmişti. İbni İshak'a göre büyünün esası büyücünün ruhları ve cinleri kendisine itaat ettirmesiydi. Bu iki yolla yapılabilirdi. Büyücü şeriata uygun yolda Tann'nın yardımını sağlayarak, şeriata uygun olmayan yolda ise hediyelerle, haram edilmiş işleri yaparak ruhları ve cinleri kendine bağlayabilirdi. Bu ayrımla ve büyünün Tanrı'nın yardımıyla yapılabilmesi, kötü büyüye karşı iyi büyü yapılmasını kısmen meşrulaştırılıyordu. Şeriata uygun büyünün kaynağı Süleyman peygambere kadar çıkarılıyor, böylece büyü içselleştiriliyordu.

Bu üç yaklaşımda farklılıklar olsa da İslamiyet'te büyüye yaklaşımın esas olarak olumsuz olduğu, hiçbir zaman tam anlamıyla meşru karşılanmadığı söylenebilir. Buna karşın büyü inancının ve muskanın Islamiyet'in etkileriyle biçim ve içerik olarak değişikliğe uğrayarak, çok tanrılı dönemin kavramlannın yerlerini İslami kavramlara bırakarak halkın içinde sürdürüldüğü görülüyor.

İlgili Konular

Hakkımızda

VEFK

CİNLER

  • Cinleri Tanıtan Dört Özellik
  • "CİNLER"’in çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik edenlerin asla gözünden kaçmaz.
    1. CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.
    2. CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
    3. CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.
    4. CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.
    Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşahede edebiliriz.
    Devamı'nı okumak için tıklayın